Amok Koşucusu-Stefan Zweig | Kitap Yorumlarım

Amok Koşucusu kitabı hakkında konuşmadan önce size biraz Stefan Zweig’dan bahsedeyim:

Stefan Zweig, Avusturyalı romancı, biyografi yazarı ve gazetecidir.  Kültürlü ve zengin bir aileden gelen Zweig, kültür, sanat, edebiyat alanlarında iyi bir eğitim almıştır. Bunun yanı sıra İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince gibi birçok dil bilmektedir. Fakat 1933’e bakarsak, iktidara gelen Nazi Partisi Stefan Zweig’ in kitaplarını yasaklamıştır. Annesinin Yahudi olmasından kaynaklı sanırım. Zweig, uygulanan yaptırımlar nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.

Avrupa’nın kültürel birliğine temelden bağlı olan yazar, Hitlerin yıkıcı politikalarının her zaman karşısında olmuştur. Fakat bir süre sonra bu muhalifliğe dayanamayarak 1942 yılında eşi Lotte ile beraber evlerinde intihar etmiştir. Zaten Zweig’ in her yapıtında psikoloji ve ruhsal bunalım odak noktası olmuştur.

Her zaman yazarların magazinsel kısımlarına, ilginç öykülerine ilgim oldu. Ve sizin de kitaba başlamadan önce yazar hakkında ufak çaplı araştırma yapmanız kitaba daha çok bağlanmanızı sağlayacak.

 Amok Koşucusu İçerik

Hani bir solukta bitti deriz. Evet bu kitap tam da öyle. Zweig kitapta sanki kendi ruhsal bunalımından, kendi iç savaşından bir karakter çıkarmış ortaya. Karakter kim mi? Amok koşucusu…

Amok nedir, diye içinden geçirenler mutlaka vardır. Kısaca amok ne demek ondan bahsedeyim;

Amok, güneydoğu Asya bölgesine özgü olabilecek, yerel özellikler taşıyan semptomlardan biri. Bir nevi cinnet hali olma eğilimidir. Kişinin gözü kararır, her şeyi yok edip dağıtmak ister. Amok koşucusu da ölesiye kadar hedefsiz amaçsız şekilde koşar, önüne ne çıkarsa çıksın yıkıp geçer. Ta ki gücü bitene kadar…

Kitapta geçen baş karakter doktor,  Avrupa’ya dönüş için bindiği gemide karşılaştığı bir adama içini dökmesiyle hikaye başlıyor. Tabi içini dökmesi kolay olmuyor yabancı bir insana… Ama anlatmayınca da içi soğumayacak. Doktor, işlediği bir suçtan dolayı tropik topraklara sürgün ediliyor. Bir gün kapısına Avrupa’lı yardıma ihtiyacı olan kadının dayanmasıyla hayatı birden alt üst olur. Kadının buyurmasını (daha doğrusu emrini) , kibirli tavrından ötürü geri çeviriyor, çeviriyor çevirmesine ama işler umduğu gibi gitmiyor. Doktor, kadın gittikten çok kısa süre sonra yardım çığlığını reddetmesinin verdiği vicdan azabı ile olsa gerek birden ayağa kalkarak kadına yetişmeye çalışıyor…

İşte doktorun amok koşusu burada başlıyor. Gözü hiçbir şey görmeden yalnızca, dominant tavırlarıyla onu etkisi altına alan kadına ulaşmak için koşmaya başlıyor, önüne çıkan çocuğa bile vuracak kadar kendini kaybediyor. İnsanların bakışını, ter ve kir içinde oluşunu, haykırırken çıldırmış gibi davrandığını kadını bulunca fark ediyor…

Bu kısımdan sonra aralarındaki bağ farklı bir boyutla sonlanıyor. Hatta sonunda sizi küçük belki de duygulandıracak ufak bir not bekliyor olacak…