Aylak Adam-Yusuf Atılgan | Kitap İncelemesi ve Yorumu

aylak adam yusuf atılgan

Aylak Adam, Modern Türk Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından olan Yusuf Atılgan’ın 1959 yılında yazmış olduğu ilk romanıdır. Kitap 4 bölümden oluşuyor “Kış-İlkyaz-Yaz-Güz” ve ana karakterin “C.” ismiyle tanıtıldığı kitapta, C karakterinin hayatı ve iç dünyası üzerinden; yabancılaşma, ikili ilişkiler, toplumsal sorunlar gibi problemler konu ediliyor.

Maddi açıdan sıkıntısı olmayan, çalışmamasına rağmen parası olan bir insan(zengin değil, paralı) bu C karakteri. Kendi tabiriyle sokaklarda “aylak” bir şekilde dolaşan, sanat ile ilgilenmeyi çok seven; resim yapmayı, film izlemeyi seven birisidir. Parası var, kültürel aktiviteleri var; dışarıdan baktığınızda gayet düzgün bir hayat gibi gözükse de C karakteri bu hayatı yaşamaktan muzdariptir.

Toplum değerlerini kabul etmez, insanları sahte ve sıradan bulur. Bir aktivite veya bir mekâna alışmayı sevmez, rutinleri olsun istemez.  Hayattaki gerçek olan şeylere taliptir. Muhabbet ettiği kişinin gerçekliğine inanmak ister. Her genç bir erkeğin istediği gibi o da; doğru insan ve gerçek sevgiyi arar.

Yazar romanında kullandığı bilinç akışı tekniği ile (karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarması) toplumsal sorunları, kendi iç hayatı ile birleştirerek değinmektedir. Paranın her şeye çare olmadığından, hayatınızdaki gerçek insanın önemine kadar birçok konu ele alınmaktadır. Kitabı hala okumayanların daha iyi anlayabilmesi için, kitaptan alıntılar ile ilerlemek daha iyi olur diye düşündüm. İyi okumalar dilerim!

aylak adam-yusuf atılgan

Çok Aylak Bir Adam

Galiba babam, sevgisizlik borcunu bana parayla ödüyordu.

Annesini küçük yaşta kaybeden C, onu büyüten(!) babasından da nefret eder. Ondan yeterli sevgiyi görmediğini düşünür. Yaşı ilerledikçe hareket ve davranışlarının babası gibi olmasından çekinir ve bu hayatını kötü bir şekilde etkilemektedir.

…kafasından geçene güldü. Duraktakiler dönüp baktılar. Kadının biri kaşlarını çattı. Sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. “Ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?” Duramadı orda, yürüdü. Eve gitmeyecek. İçindeki ‘sinemadan çıkmış kişi’yi öldürdüler. Sağ kalan sıkıntılı, kızgın. Hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek? Kim demiş? Başkaları eve gidecek sanırken o gidip bir meyhanede içecek.

Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım.

Birçok yerde olduğu gibi bu alıntıda da yazar, bize C karakterinin iç dünyasını yansıtıyor. Her zaman bir eksiklik olduğunu söylüyor. Yalnızlık… İnsanların çekilmez hatta katlanılmaz halleri yüzünden, onlarla muhabbet edemediği için daima kendisiyle konuşuyor. O kadar yalnız bir halde ki; insanların neden böyle olduklarını düşünmenin yanı sıra, onların iyiliği için düşünüyor.

Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!

Yazımın başında da belirttiğim gibi; C karakterinin yakındığı bir başka nokta ise “alışmak”. Herhangi bir pastane veya mekânın sürekli müşterisi olmak istemiyor. İnsanlara, ortamlara ayak uyduramıyor.

-Neden bu kadar kötümsersin?

-Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun?

Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi!

Kitabın ve yazarın bize anlatmaya çalıştığı, belki de en önemli konulardan biri: Gerçek sevgi ve doğru insan. C karakteri 4 mevsim boyunca İstanbul’un çeşitli yerlerinde aylakça dolaşıyor. İstediği gerçek sevgi için “o” kişiyi arıyor. Önüne bazı insanlar çıkıyor, kimisiyle günler geçiriyor kimisiyle hiç yapamıyor. “O” insanda ne aradığını kendisi de bilmiyor fakat gerçek sevgiye inandığı için o umutla devam ediyor.

Aylak Adam ile ilgili son yorumlarıma gelecek olursak; kitabı çok beğendiğimi ve herkesin mutlaka okuması gerektiğini söyleyebilirim. Aslında var olan ama göremediğimiz veya görmeye korktuğumuz birçok konu, bu kitap içinde yer alıyor ve bizlere yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Yusuf Atılgan ile ilgili düşüncelerim ise bu kitap sonrasında daha anlamlı hale geldi. Aylak Adam’dan önce Anayurt Oteli ile tanıştığım yazar hakkında biraz karamsardım fakat bu kitap sonrasında “Yusuf Atılgan’ın tarzı bu” diyebiliyorum. Size tek tavsiyem bu iki kitabı arka arkaya okumayın ama ayrı zamanlarda mutlaka okuyunuz. Diğer yazılarda görüşmek üzere…  

Yazarın bir diğer kitabı olan Anayurt Oteli yazısını okumadıysanız: Anayurt Oteli