Bülbülü Öldürmek-Harper Lee | Kitap Konusu ve Yorumlarım

bülbülü öldürmek-harper lee

Bülbülü Öldürmek orijinal adıyla To Kill a Mockingbird, Amerikalı yazar Harper Lee tarafından 1960 yılında kaleme alınmış bir eserdir. Harper Lee, 1926 Alabama doğumlu Amerikalı bir yazardır. İş hayatına havayolu şirketinde çalışarak başlayan yazar, bu süreçte çeşitli yazılar yazmaya başlamıştır. Arkadaşları tarafından yazıları çok sevilmiş ve arkadaşları çalıştığı işi bırakıp, kitap yazmasına teşvik etmiştir. Hatta bazı kaynaklarda yazılana göre; arkadaşları Harper Lee’ye, kitap masraflarını karşılayabilmesi için para vermişlerdir.

Harper Lee 1960 yılında yazdığı Bülbülü Öldürmek kitabıyla, dünya çapında yankı yapmış ve 1961 yılında Pulitzer ödülünü kazanmış. Elde ettiği başarıyla, Amerika edebiyatının klasikleri arasında yerini almıştır. Roman 1962 yılında orijinal adıyla Robert Mulligan tarafından filme uyarlanmış ve üç dalda Oscar kazanmıştır.

Harper Lee hayatı boyunca yalnızca iki kitap yazmıştır ve Bülbülü Öldürmek bunlardan ilkidir. Bu kitap yayınlandıktan sonra, “Umarım yazdığım her kitap bir öncekinden daha iyi olur. Tek istediğim Güney Alabama’nın Jane Austen’i olmak.” mottosuyla ilerlemiş ve tam 55 yıl sonra diğer kitabı olan “Tespih Ağacının Gölgesinde” ile de ustalığını kanıtlamıştır. Kitap yayınlandıktan bir sene sonra(2016) hayatını kaybetmiştir.

”İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen, ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

Eserde, halen günümüzde bile devam etmekte olan; ırkçılık, özgürlük, eşitsizlik ve adalet konuları işlenmektedir. Kitapta olaylar, 1930’lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanıyor. 1930’lu yıllar ABD için öyle bir dönem ki; siyahilerin girebildikleri mekânlarda lavaboları beyazlardan ayrı ve daha küçük, otobüste siyahiler arka tarafta oturmak zorunda ve eğer bir beyaz, siyahiden koltuğu isterse siyahi kalkmak zorundaydı. Bu eser de bizlere o günleri canlandırıyor. Irkçılığın hâkim olduğu bu dönemde; sınıf farklılıkları, insanların toplum yaşantısı gözler önüne seriliyor.

Siyahi bir gencin haksız yere suçlanması, kitabın ana karakteri olan Scout Finch isimli küçük kızın gözünden anlatılıyor. Avukat olan babası Atticus, siyahi genç adamın beraati için adalet arıyor. Scout ve Atticus’un yanı sıra; Scout’un kendisinden birkaç yaş büyük korumacı abisi Jem ve yazları bir araya geldikleri yakın arkadaşları Dill, kitaptaki hikâyeyi oluşturan diğer iki önemli karakter.

Ana karakter Scout olmasına rağmen; kitabın ve kesindir ki gerçek hayattaki en önemli karakterin Atticus ve Atticus gibileri olduğunu düşünüyorum. Eşini, çocukları çok daha küçükken kaybetmiş bir baba. Hiçbir zaman pes etmeyen, kendisi ve çocukları için uğraşan dürüst bir avukat. Kasabası tarafından çok sevilen ve saygı gören bir birey olan Atticus, siyahi gencin avukatlığını üstlenmesi sonucu, beyazlar tarafından saygınlığını kaybediyor. Kasaba halkı siyahi gencin suçsuz olduğunu bilmesine rağmen, onu suçlu gibi gösteriyor ve bunu benimsiyorlar. Ve Atticus’un onu savunmasını kabul edemiyorlar.

Eşitlik, dürüstlük ve adalet kavramlarına kendini adamış olan Atticus, roman boyunca hem çocuklarına hem de biz okurlara bu kavramları bastıra bastıra açıklıyor. İnsanları din, dil, ırk veya küçük, büyük fark etmeksizin anlamaya çalışıyor.

Bir insanı anlayabilmek için o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin. Kendini onun yerine koyup her şeyi onun gördüğü gibi görmelisin.

Anlatıcı rolündeki Scout ise afacan bir küçük kız. O zamanki yaşanan olayları küçük bir kızın bakış açısından görmek, yazarın ustalığını daha da arttırıyor. Hatta söylenenlere göre; kitabın yazarı Harper Lee, Scout karakteriyle kendi küçüklüğünü anlatmış. Gerçek hayatta da babası avukat ve kitaptaki yakın arkadaşı Dill’i, gerçek hayattaki arkadaşı Truman Capote’den esinlendiği söyleniyor.

Dava sürecinden gündelik hayata kadar yaşanan, toplumun iyi veya kötü yanlarını aktaran, herkese ders niteliğinde bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herkes mutlaka okumalı…

Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği.