Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa | Kitap Yorumlarım

dokuzuncu hariciye koğuşu-peyami safa

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, ünlü Türk yazarımız Peyami Safa’nın 1930 yılında yazmış olduğu bir eserdir. Kitapta olaylar; 1.Dünya Savaşının başlarına denk gelen 1915 yılında ve İstanbul’da yaşanıyor. Çocukluğunu babasız geçiren, sadece annesiyle yaşayıp fakirlik çeken ve yıllardır ayağında -günümüz adıyla- “kemik veremi” rahatsızlığı bulunan 15 yaşındaki çocuğun, acılarla dolu, bunalımlı ve neredeyse tek başına geçirdiği günlere şahit oluyoruz. Yazarın anı defteri tarzında yazmış olduğu kitap, her duyguyu bir arada bulunduruyor.

Yaptığım araştırmalar sonrasında edindiğim bilgilere göre; Peyami Safa da on beşli yaşlarında kolunda kemik veremi rahatsızlığı yaşamış. Aylarca hastanede yatmış, çok fazla acılar çekmiş. Kitaptaki karakterimiz gibi kolu sarılı gezmiş ve bu hastalığı yedi sene boyunca çekmiş. Daha sonra bunları romanına aktarmış. Bu yüzdendir ki esere, otobiyografik roman dememiz yanlış olmayacaktır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitap İçeriği

Birkaç kez ameliyat olmasına rağmen bir kez daha ameliyat edilmesi gerektiğini hatta bacağının kesilme ihtimali olduğunu öğrenerek başlıyor isimsiz karakter sözlerine. Doktorun defalarca öğütlemesine rağmen; ne bir değnek kullanıyor ne de yeterli miktarda yemek tüketiyor. Kitabın ana fikrini oluşturan kısım da buradan geliyor. Hastalığının daha iyiye gitmesi için söylenenleri yapmaması, isimsiz karakterimizin daha ağrılı ve çekilmez günler yaşamasına sebep oluyor.

Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.

Hastane sonrası akrabası olan Paşa’nın evine gidiyor, onunla sohbet ediyor ve her zaman yaptığı gibi ona yeni aldığı bir romanı okuyor. Paşa uyuyakaldıktan sonra isimsiz karakterimiz, çocukluk yıllarını beraber geçirdiği ama uzun zamandır görüşemediği Paşa’nın kızı Nüzhet’le konuşma fırsatı yakalıyor. Nüzhet’in başka biriyle evlendirileceğini öğreniyor, Nüzhet bu evliliği istemediğini belirtse de annesi bu evliliğin gerçekleşmesi için ısrarcı davranıyor. Bu olaylar yaşanırken isimsiz karakterimiz kendisinden dört yaş büyük olmasına rağmen Nüzhet’e aşık olmaya başladığını hissediyor.

dokuzuncu hariciye koğuşu peyami safa

Yıllardır yaşadığı onca ağrıların üstüne bir de aşk acısı çekmeye başlıyor. Yaşadıkları bir gelişme üzerine, bir gece isimsiz karakter fenalaşıyor ve hastaneye yatırılıyor. Ameliyattan sonra bacağı biraz kısalsa da nihayetinde hastalığından kurtuluyor. Daha sonra kendisi hastanedeyken Paşa’nın felç geçirdiğini ve Ragıp ile Nüzhet’in evlendiğini öğreniyor.

Kitabı bir oturuşta bitirmiştim. Eserin bu kadar akıcı olmasının en önemli nedenlerinden biri; ana karakterin yaşadığı acılı hayatı, yazarın da aynı şekilde yaşamış olmasından kaynaklanıyor. Kelimelerin doğru seçimi ve tıbbi terimlere hâkimiyeti göze çarpıyor. Yazarın betimleme yeteneği ile o hayatı siz yaşıyormuşçasına hissediyorsunuz.

Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.