Dorian Gray’in Portresi-Oscar Wilde | Kitap Yorumlarım

Dorian Gray’in Portresi, aslında bir oyun yazarı olan Oscar Wilde tarafından yazılmıştır. Bu eser, Wilde’ın ilk ve tek romanı olmasından dolayı büyük önem taşıyor. 19. Yüzyılda yani yazıldığı dönemde içeriğindeki toplumsal iğnelemelerden dolayı büyük eleştiri alsa da halen günümüze kadar gelmiş köklü edebi eserler arasında yer alıyor.

Dorıan Gray’in Portresi, 1945 yılında Albert Lewin’in; 2009 yılında ise Oliver Parker’ın yönetmen koltuğuna oturduğu beyaz perdeye uyarlanmıştır.

dorian grayin portresi

Dorian Gray’in Portresi İçerik

Eserde olaylar, üç temel ve etkileyici karakter etrafında gerçekleşiyor. Bu karakterler; Dorian Gray, Lord Henry, Basil Hallward. Dorian Gray, saf ve kusursuz güzellikte olan hayatı heyecanla dolu, iyi huylu (başlarda iyi huylu demek daha doğru olur) bir karakter. Ama kendi güzelliğinin (portesi yapılana kadar)abartıldığını düşünüyor. 

Basil Hallward ise hayatını yalnızca resme ve sanata adamış birisi. Dorian Gray’in eşsiz, görkemli güzelliğini fark edip, bu güzelliği fırçalarına yansıtmış olan iyi bir ressamdır.  Basil, hem hayatının en önemli eserini yapmış hem de Dorian’ın tüm hayatını bu portre ile etkilemiştir.

Lord Henry, seçkin ama biraz da ukala bir burjuva olarak karşımıza çıkan bir tipleme. Yaşadığı çağa çevresinden daha farklı bir pencereden bakıp, eleştiriyor. Onu önemli kılan diğer neden; kitabın belli yerlerinde ki diyalogları beni olay örgüsünden çıkartıp Henry’nin aforizmalarıyla baş başa bıraktı. ‘’Başkaları için iyi düşünmemizin nedeni kendimiz için korkuyor olmamızdır.’’

Basil, portreyi tamamlamak için Dorian’ı eve çağırdığı sırada ayrıca misafiri Henry’de evdedir. Dorıan ve Henry burada tanışıyorlar. Fakat Dorian, Henry’den çok etkileniyor. Ahlak üzerine yaptığı çıkarımlar, gençlik söylemleri ve zekâsı karşısında Dorian hayran kalıyor. Hatta bir süre sonra Henry, Dorian’ın yol göstericisi haline geliyor.

Asıl ipler tablo bittiğinde kopar. Bitmiş olan portrede kendini gören Dorian küçük bir şaşkınlık geçirir ve maalesef o görkemli kendi güzelliğinin farkına varmıştır. Tabloya uzun uzun bakıp ‘’ Ben yaşlanırken bu resim daime genç kalacak. Başka bir olsaydı, daime ben kalsaydım ve resim yaşlansaydı…’’ işte bu söz başlarda çok önemsemediğim fakat sonradan sayfalar arasından bulup okuduğum, bütün kitabı betimleyen bir dilek.

dorian gray'in portresi oscar wilde

Hayatımda gördüğüm en güzel şeydi bu kız…

Dorian, bir akşam gittiği tiyatroda Vane adında çok yetenekli ve güzel bir oyuncuya aşık olmuştur. Gösteri bitiminde Dorian hemen kızı buluyor ve tanışıyorlar. Aşkları çok hızlı gelişince evlenmeye karar veriyorlar.

Dorian, nişanlısını Henry ve Basil ile tanıştırmak için bir akşam Vane’ nin gösterisine gidiyorlar. Ama beklenmedik şekilde Vane berbat bir performansla gösteriyi sonlandırıyor. Ve tabi anlattığından çok farklı hatta tanımadığı biri karşısında Dorian hayal kırıklığına uğruyor. Tabi ki akıl hocası olan Henry’nin de katkıları büyük.

Eve döndüklerinde Dorian öfkeden deliye döner ve nişanlısına ağır hakaretler savurur. En can alıcı olan ise aslında Vane’e değil, onun yeteneğine aşık olduğunu söylemesidir. Sert sözlerin ardından kendi evine döner. Ama her gün incelediği tablosunda bir tuhaflık görür.

Tablosu çirkinleşmiş ve yaşlanmıştır. İşte o dileği gerçek olmuştur. Şeytana teslim ettiği ruhu artık portresinin içindedir. Her ahlaksızlığı ve kötülüğünde, resmi daha çok yaşlanıp, çirkinleşmeye devam ediyor. Dorian’ın portresi artık onun ruhunun karanlık köşelerine ışık tutuyordu…