İçimizdeki Şeytan-Sabahattin Ali | Kitap Yorumlarım

İçimizdeki Şeytan, 1940 yılında edebiyatımızın önemli yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı bir eserdir. Toplumcu gerçekçi bir yapıda tanıdığımız yazar, ruhun derinliklerin inmeyi her eserinde amaç edinmiş. Ayrıca İçimizdeki Şeytan; 2008’de “Edition du Rocher” 2007’de ise “Unionsverlag” gibi dünyaca ünlü yayınlar tarafından yayımlanması da gurur verici bir olay.

‘’Kendilerini derecesiz bir zekâ ve kabiliyete sahip sayan arkadaşların arasında, mukaddes ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şey yaptığımı sanıyordum. Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendime tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum.’’ Sanırım kitabı özetleyen en güzel cümle buydu. Karakterlerin kendileriyle tartışması sizi yoracak fakat bu tartışmalara odaklanınca bakış açınızı bambaşka bir yöne çekecek.

içimizdeki şeytan-sabahattin ali

İçimizdeki Şeytan İçerik

Üç ana karakterden biri olan Ömer’in arkadaşıyla olan kendince aydın sohbetiyle başlıyor kitap. Ömer sürekli nutuklar atan, düşünen fakat bir o kadarda sorumluluk almaktan kaçınan, iş güç peşinde koşmayan bir karakter. Entelektüel olmasına karşın bunun maddi faydasını hiçbir zaman sağlayamamıştır.

Ömer’in vapurda Macide’yi görmesiyle uçsuz bucaksız duygu dünyası daha karmaşık hala geliyor. İkinci ana karakter olan Macide; sanat alanında yetenekli bir kadın. Maddi sıkıntılardan ötürü okumak için evden ayrılıp, İstanbul’a akrabalarının yanına yerleşiyor.  İşte Macide ve Ömer’in aşkı burada filizlenmeye başlıyor.

Ömer, ortak tanıdık bahanesiyle Macide’nin peşine düşer, arada kızın kaldığı eve gidiyor ve daha sonra görüşmeye başlıyorlar. Macide, kısa süre sonra babasını kaybediyor. Hem bunun üzüntüsü hem de evde ahlak baskısının yükselmeye başlamasıyla evden kaçıyor ve kendini Ömer’in evinde buluyor.

Başlarda beraber geçirdikleri mutlu, aşk dolu anlar olsa da sonrasında hem kendi gerçekleriyle hem de yaşamın gerçekleriyle yüzleşiyorlar. Ekonomik sıkıntılar gün gün Ömer’in sırtına yük gibi birikiyor. Bunun yanı sıra, Macide’nin, Ömer’in saygın, zengin ama tehlikeli çevresine ayak uydurmaya çalışırken verdiği fedakarlıklar maddi sıkıntının önüne geçiyor.

Üçüncü karakter olan Bedri, aslında başlarda Macide’nin müzik öğretmeni olarak bahsedilse de asıl sürpriz, Macide ve Ömer ile bir davette karşılaşması. Yıllar sonra kendine bile açıklamaya korktuğu, hatta bununla savaştığı Macide’ye olan sevgisi yeniden canlanıyor. Ama Ömer ile arasını iyi tutan Bedri, artık bu çiftin yakın dostu olarak her gün yanlarındadır.

Macide ve Ömer’in günleri parasızlıkla ya da günübirlik paralarıyla geçerken, Ömer kendini bir çıkmazda buluyor. Macide’nin kocasının arkadaşlarına olan güvensizliği boşa çıkmıyor. Ömer’in arkadaşlarının sebep olduğu bir suçtan dolayı Ömer hapse giriyor. Macide ve Bedri içinde bulunduğu bu buhrandan Ömer’i çıkarmak isteseler de Ömer gittikçe dibe batmaya başlıyor. Kendi karanlığında sevdiği kadını da boğmak istemeyen Ömer, Bedri ile Macide’nin evlenmesini ister. Bu sefer Macide kendini kalbine değil, mantığına emanet ediyor…

İçlerindeki şeytan insanları ele geçiriyor…

Ömer’in aylaklığına, mesuliyet kabul edemediğine, sorumsuzluğuna, tembelliğine kızsam da biraz düşününce sadece ona değil çevresindeki dostum dediği kişilerin içlerindeki şeytana kızıyormuşum meğerse. Evet hepsi çevremizdeki gerçek karakterler. Hepimiz yakınımızdaki insanın içindeki şeytana uyup hatalar yaptık. Sadece suçu karşı tarafa atmamak lazım tabi. Kimimizin içindeki şeytan; hırsı, kimimizin kıskançlığı, kimimizin aşkı… Ömer’in içindeki şeytanda iki kişilik hayatına karşı sorumluluğuydu. 

içimizdeki şeytan-sabahattin ali

Bu kitabı okumuş olabilirsiniz ve size sadece bir aşk hikayesi gibi gelmiş olabilir. Aşkı temel alsa da,  yazıldığı dönemin yani 1940’lı yılların siyasi ve bürokratik toplumsal gündeminin insan üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.

İçimizdeki Şeytana, kendine yabancılaşma, yalnızlık, duygu çatışması gibi psikolojik çerçeveden baktığınızda aslında bir aşk hikâyesinden daha öte, bir insanın duygu ve düşüncelerini nasıl intihara sürüklediğini keskin bir şekilde görüyoruz.

 Biz de acaba içimizdeki şeytanın eseri miyiz? Yoksa irade terbiyemiz o şeytanı yeniyor mu?