Kırmızı Pazartesi-Gabriel Garcia Marquez | Kitap Yorumlarım

Kırmızı Pazartesi-Gabriel Garcia Marquez

Kırmızı Pazartesi orijinal adıyla Cronica de una muerte anunciada, 1981 yılında Kolombiyalı usta yazar Gabriel Garcia Marquez tarafından yazılmış bir cinayet romanıdır. Romanda, yazarın çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş olan bir cinayeti; yazarın eşsiz ve sürükleyici anlatımıyla adeta biz de orada bulunmuşçasına yaşıyoruz. Roman yayınlandıktan sadece bir yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmış. 1987 yılında ise orijinal isimle filme uyarlanmış ve IMDb tarafından 6,8’lik puana layık görülmüştür.

İsmini önceleri birçok kez duysam da Gabriel García Márquez ile ilk defa bu kitapta tanıştım. Kırmızı Pazartesi’yi okuduktan sonra da yazarın diğer kitaplarından “Yüzyıllık Yalnızlık” ve “Aşk ve Öbür Cinler” isimli kitaplarını temin ettim. O yazılar için de takipte kalın.

Kırmızı Pazartesi, “işleneceğini herkesin bildiği bir cinayet” öyküsüdür. Santiago Nasar isminde genç bir adama, Kolombiya’nın bir kasabasında işlenen cinayeti anlatır.  Sorgulama/mülakat tekniği ile yazılmış 107 sayfalık bu kısa roman, okunmaya değer.

Kırmızı Pazartesi-Gabriel Garcia Marquez

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü | Kırmızı Pazartesi

“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 5.30’da kalkmıştı.” cümlesiyle başlıyor yazar sözlerine. Santiago Nasar o gün -pazartesi- öldürülecektir. Cinayetten bir gün önce evlenen Angela’nın bekâretini daha önceden kaybetmiş olması ve bunun Santiago Nasar tarafından gerçekleştiğini söylemesi; ağabeyleri Pablo ve Pedro Vicario’yu, aile onurunu korumaları için harekete geçiriyor. Yazının başından beri söylediğim “işleneceğini herkesin bildiği bir cinayet” kısmı ise buradan sonra başlıyor.

Pablo ve Pedro Vicario kardeşler, “namus” sorununu öğrendikten sonra içten içe birilerinin kendilerini durdurmalarını ister ve “Biz bu cinayeti gerçekleştirmek istemiyoruz. Bizi durdurun!” düşüncesiyle Santiago Nasar’ı öldüreceklerini kasabadaki herkese söylerler. Santiago Nasar hariç kasabadaki herkes öğrenir. Toplum ise ağzını açmaz suskunluğunu sürdürür, her zaman ve her yerde olduğu gibi kör, sağır, dilsizi oynamaya devam eder. Yolda geçerken selam verirler, cinayetin gerçekleşmeyeceğini düşünüp aldırış etmezler. Evindeki hizmetçi kadına bile söylenmesine rağmen; kadın, Santiago’nun annesine haber vermez…

Cinayeti engelleyebilecekken yapmayanların çoğu, namus sorunlarının ancak faciada rol almış kişilerin erişebildiği kutsal alanlar olduğu bahanesiyle kendilerini avutmuşlardı.

Cinayet anı ise, kardeşlerin “bizi durdurun” düşüncelerinin aksine; sayısız bıçak darbesiyle ve kan dondurucu şekilde gerçekleşiyor. Dava esnasında pişman olmadıklarını ve başlarına yine böyle bir olay gelse, yine yapacaklarını söylüyorlar.

Kitapta vurgulanan diğer bir nokta, erkek-kadın ilişkisidir. Erkeklerin, büyüyünce “erkek adam olacak” şeklinde yetiştirilmesi; kadınların ise, “evlenmek için” yetiştirilmesidir. Bu yüzdendir ki Santiago Nasar bu kitabın tek kurbanı değildir. Angela da kurbandır. Sevmediği bir zengin adamla evlendirilen ve yorum hakkı bulunmayan Angela da kurbandır. “Onlar kusursuz kızlar, her erkek onlarla mutlu olur, çünkü acı çekmek için yetiştirilmişler.”

Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.

Kırmızı Pazartesi bir cinayet romanı olarak anılır fakat bu kitap ders niteliğinde bir eserdir. Her şeyi görüp duyanların ama doğru için mücadele etmeyenlerin, körü körüne tek düşünceye bağlanıp ve bu düşünceye esir olanların, ön yargılarından vazgeçmeyenlerin hikâyesidir…

Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.